Aylar: Şubat 2019

Cinsel sorunlar masaya yatırılıyor

Uluslararası Cinsel Sağlık Kongresi, iki yıl önce Almanya’nın Münih kentinden sonra, ilginç konular ve aralarında Ankara’dan da önemli isimlerin bulunduğu alanında uzman konuşmacılar ile 17-20 Nisan günleri arasında bu kez Antalya’da yapılıyor.

Bu yıl 21.’si düzenlenecek Uluslararası Cinsel Sağlık Kongresi’nde, dünyanın en ünlü cinsel tedavi uzmanları, cinsel sorunlarla ilgilenen hekimleri ve psikologları, cinsellik, cinsel işlev sorunları ve yeni tedavi tekniklerine dair her şeyi konuşacak ve cinsel sağlık bilimindeki en son gelişmeleri ve yeni bilgileri katılımcılarla paylaşacak.

KONGREDE NELER VAR?

Kongrenin teması “Seksoloji ve Cinsel İşlev Bozukluklarının Tedavisindeki Gelişmeler” şeklinde belirlenmiş. Seçilen bu tema, başta boşalma ve orgazm bozuklukları, erken boşalma ve iktidarsızlık, ağrılı cinsel ilişki ve cinsel istek sorunları olmak üzere cinsel işlev bozukluklarının tedavileri bakımından yeni yaklaşımların kongrede ayrıntısıyla tartışılmasını sağlayacak gibi görünüyor. Bilindiği üzere Türkiye’de cinsellik hem kadınlar hem erkekler hem çiftler hem de gençlerimiz için hala önemli bir sorun olmaya devam ediyor. Bununla ters orantılı olarak ülkemizde önemli ölçüde cinsel terapist ve cinsel tedavi uzmanı eksikliği yaşanırken, sağlıklı ve mutlu bir cinsel yaşama sahip olmak isteyen çiftlerin sayısı her geçen gün artıyor. Bu nedenle 21. Uluslararası Cinsel Sağlık Kongresi’nin önemi büyük…

Cinsel sorunların tedavisindeki en büyük engellerden biri multi-disipliner yaklaşım eksikliği… Cinsel sağlık bilimi multi-disipliner olmak zorunda… Psikiyatri, psikoloji, seksoloji, jinekoloji, üroloji, endokrinoloji, halk sağlığı ve aile hekimliği branşlarının bir arada olduğu 21. Uluslararası Cinsel Sağlık Kongresi’yle Türkiye’de bir ilk gerçekleştirilecek. Kongrede daha önce hiçbir kongrede konuşulmamış, yeni keşfedilmiş ve paylaşılmayı bekleyen pek çok özel konular ve yeni cinsel tedavi teknikleri katılımcılara ve medyaya sunulacak.

KİMLER KATILIYOR?

Detaylı bilgilerin www.cinselsaglik2014.org adresinden ulaşılabileceği kongrenin Türkiye’de gerçekleşmesi hem Türkiye’nin tanıtımı hem de ekonomik getirileriyle büyük önem taşıyor. Başta, 2009 yılında Amerikan Evlilik ve Aile Terapisi Derneği tarafından “Evlilik ve Aile Terapisi Üstün Katkı” ödülüne layık olan ve 2010 Yılı Aile Psikoloğu seçilen Prof. Dr. Gerald Weeks olmak üzere, Nobel Barış Ödülüne Aday gösterilen Prof. Dr. Vamık Volkan, dünyanın en saygın psikoloji profesörlerinden biri olan Dr. Marita McCabe, cinsel işlev bozukluklarının tedavisinde uyguladığı kendine özgü teknikleriyle dikkat çeken Dr. Kathryn Hall, Philadelphia İlişkiler Konseyi’nde ve Seks Terapisi Enstitüsü’nde lisansüstü eğitim direktörü, Perelman Tıp Okulu ve Pennsylvania Üniversitesi’nde Psikiyatri alanında klinik doçent olan Dr. Nancy Gambescia, DGSS Başkanı Prof. Dr. Jacob Pastoetter olmak üzere, Prof. Dr. Cengiz Güleç, Prof. Dr. Mehmet Sungur, Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Prof. Dr. Neşe Kocabaşoğlu, Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, Prof. Dr. Remzi Oto, Seksolog Uz. Dr. Akif Poroy, Uz. Dr. Tahir Özakkaş, Prof. Dr. Orhan Derman, Hipnoterapist Uz. Dr. Bülent Uran gibi ülkemizin en seçkin isimleri 21. Cinsel Sağlık Kongresi’nde bir araya geliyor… Bu nedenle dünyanın ilgisini çeken ve gündeminde olan kongre çok dikkat çekeceğe benziyor. 21. Uluslararası Cinsel Sağlık Kongresi’ne Almanya’nın ve Avrupa Birliği’nin en saygın gazetelerinden biri olan “Bild Gazetesi” de katılıyor.

Continue Reading

NEDEN SEKS YAPARIZ

İnsan doğumundan itibaren cinsel bir varlık ve varoluşunun bir gereği olarak da cinselliği yaşamak istiyor. Bir başkasıyla cinselliği paylaşmanın en sevgi dolu ve keyifli yolu ise seks yapmak… Peki, insan neden seks yapar? Seks yapmanın amaçları nelerdir? Seksin zevk almaktan başka bir amacı var mıdır? Bir ilişkide uyum mu yoksa çekim mi daha önemli? İşte yanıtları…

Toplumumuzda cinsellik ve seks kavramları birbirine karıştırılıyor. Cinsellik denildiğinde birçok kişinin aklına seks geliyor. Cinsellik; psikolojik, fizyolojik ve sosyolojik yönleri olan çok boyutlu bir kavram ve insanın doğuştan getirdiği cinsiyetine ait özelliklerin tümünü içeriyor. Kişinin cinsiyeti, ses tonu, giyimi, saç şekli, yürüyüşü, oturuş şekli, cinsel kimliği cinselliğinin bir parçası olabiliyor. Seks yapmak ise; birbirini seven iki insan arasında yaşanan bir eylem; dokunma, öpüşme, sevişme gibi eylemleri içeriyor; sevginin ve zevkin, ruhun ve bedenin şehvetli paylaşımı olarak tarif ediliyor. Evlilikleri ve yakın ilişkileri keyifli ve katlanılabilir kılan, iyi bir arkadaşlıktan ziyade, şehvetin ateşli ve yakıcı kaynaşması olarak dikkat çekiyor. Evlilik ve ilişki sorunlarının bahanesi çoğu zaman (1) sevginin yarattığı beklentiler ve hayal kırıklıkları, (2) şefkate bulanmış sevgi, (3) sevginin her şeyi çözeceği inancı ve (4) sevgisizlik oluyor ama gerçek nedeninin şehvete bulanmış tutku eksikliği olduğunun üstü hep örtülüyor. Bu nedenle evliliklerin sevgiden çok şehvet üzerine kurulması gerekiyor. Çünkü sevgisiz olmaz ama şehvetsiz hiç olmaz. Bir erkek ve kadının birbirlerine çekim duymasını sağlayan temel bağı yalnızca şehvet devam ettirebiliyor. Şefkat ile yoğrulmuş sevgi yerine şehvet evlilikleri yaşanabilir kılıyor. Seks evlilik ilişkisinin başarısını ölçmek için en önemli barometre… Bu barometrenin ölçüm birimi ise şehvet… Şehvet, çiftin birbirine duyduğu, birbirlerini zamanın ve mekanın ötesine taşıyacak kadar derin bir arzuyu, tutkuyu ve özlemi ifade ediyor. Bu nedenle evli bir çiftin hem aşık hem en iyi arkadaş olabilmesinin yolu, şehvetten, tutkudan ve zindelikten geçiyor. Seksin sadece fiziksel bir eylem değil, psikolojik ve sosyal boyutları olan kompleks bir eylem olduğunu unutmamak gerekiyor. Seks sadece zevk almak ve zevk vermek için yapılan bir eylem olarak algılansa da aslında bilinçdışında bundan daha fazlasını içeriyor. İnsanlar farklı psikolojik ihtiyaçlarından dolayı da seks yapabiliyor. (1) Karşı cins tarafından beğenilmek, arzulanmak, tercih edilmek kişinin içinde var olan güvensizlik ve değersizlik duyularını tatmin etmesine yardımcı olabiliyor. (2) Kişi kadınlığını veya erkekliğini kanıtlamak için seksi bir araç olarak kullanabiliyor. (3) Çocukluğunda sevgisiz bir aile ortamında yetişen biri, seksi karşısındaki kişiden ihtiyacı olan sevi ve ilgiyi alabilmek için bir araç olarak görebiliyor. (4) Seks bazen partnerin üzerinde gücü test etmek için de kullanılabiliyor. (5) Kendi içinde değersizlik ve yetersizlik duygularıyla boğuşan bir kişi kendini değerli kılmak ve gücünü kendine kanıtlamak amacıyla da seksi deneyimleyebiliyor. (6) Geçmişte yaşanılan olumsuz bir deneyimin intikamını başka kişilerle seks yaparak alınabiliyor.

Continue Reading

Klitoris ve Orgazm

Kadınlar, vajinal ve klitoral olmak üzere iki şekilde orgazm olurlar. Kadınlar cinsel ilişki sırasında, erkeğin penisinin ve pubis kemiğinin klitorise ritmik olarak temas etmesi, iç dudakların klitorise sürtünmesiyle “vajinal orgazm” olurlar. Yani klitorisin uyarılması daha kolay orgazm olmalarına yol açar. Bilinenin aksine hiçbir klitoris uyarısı olmadan “saf vajinal orgazm” oluşması mümkün olmakla beraber olağan değildir. Kadınlar göğüs uçlarını, bacaklarını veya klitorislerini uyararak mastürbasyon yaparken veya partnerlerinin klitorisi oral veya elle direkt uyarısıyla da “klitoral orgazm” olurlar. Yine bilinenin aksine cinsel ilişki olmadan klitorisin oral veya elle direkt uyarısıyla “saf klitoral orgazm” oluşması mümkündür. Çünkü klitoris penisin tam karşılığıdır. Erkekler penis başının direkt veya dolaylı yoldan uyarısı ile orgazm olurlar. Bu durum kadınların kolay saf klitoral orgazm olma gerçeğini anlaşılır hale getirir. Ayrıca bu gerçek, kadınların belli ilişki pozisyonlarında daha kolay vajinal orgazm olmalarını ve bazı pozisyonlarda ise kadının yeteri kadar uyarılamadığını ifade ederek vajinal orgazmın olmamasını da açıklar.

Orgazma yakın kan hücumuyla belirginleşen klitoris, aldığı cinsel uyarımları beyindeki cinsel merkezlere iletir. Böylece vulvadaki sinirlerde, kaslarda ve damarlarda değişiklik ve tepkilere yol açarak orgazmı hazırlar. Fakat klitorisin bu ekiyi yapabilmesi için zamanında, ritmik olarak, belirli bir basınçta ve yeterli oranda uyarılması gerekir. Çünkü klitorise doğrudan doğruya dokunulduğu zaman verilen cinsel uyarımla, öfkeye yol açan tahriş arasında ince bir çizgi söz konusudur. Cinsel uyarılma öncesi klitorise dokunulması, cinsel bilgisi olmayan ya da az olan kadınlarda zevkten çok acı ve nefret duygusunu tetikleyebilir. Cinsel konularda bilgili ve tecrübeli kadınlarda ise klitoris zevk duygusunu kamçılamaktadır. Ancak her iki durumda da önce cinsel uyarım sağlanmalı, ilerleyen süreçte klitoral uyarıya geçilmelidir. 

Continue Reading

TOPLUMSAL OLAYLAR VE KRİZLER CİNSEL SAĞLIĞI OLUMSUZ ETKİLİYOR..

Cinsel sorunların bedensel nedenlerden çok psikolojik sorunlardan kaynaklandığı bilinen bir gerçek… Dolayısıyla meydana gelen ekonomik ve siyasal krizler ve akabinde meydana gelen belirsizlikler ve işsiz kalma endişesi, psikolojik sorunlar olarak bireylerin ve çiftlerin cinsel hayatlarını olumsuz yönde etkileyebiliyor. Yapılan araştırmalar ülkemizde baş gösteren ve ülke ekonomisini derinden etkileyen olayların, belirsizlik, geçim sıkıntısı ve gelecek kaygısıyla birlikte cinsel sorunlar, korku, endişe, kaygı ve stres gibi olumsuz duyguların yoğun hissedilmesine neden olduğunu gösteriyor. Cinsel işlev bozukluklarının tetikleyicisi olan olumsuz duygu birikimleri, ruhsal hastalıklara, sertleşme sorunlarına, cinsel isteksizliğe ve erken boşalmaya neden olabiliyor, aldatmalar artabiliyorCİSED‘in yaptığı araştırmaya göre, siyasal ve ekonomik krizler kadınları daha çok etkiliyor. Araştırmaya göre, kadınların yüzde 70’i yaşanan krizlerden dolayı cinsel yaşamlarının olumsuz yönde etkilendiğini dile getirirken, erkeklerde bu oran yaklaşık yüzde 60 civarında… CİSED tarafından gerçekleştirilen araştırma çiftlerin yaşanan krizlerden dolayı cinsel ilişkiye daha az girdiklerini gözler önüne seriyor. İnternet üzerinden gerçekleştirilen ve 1000 kişi arasında yapılan araştırmaya göre, halkının yüzde 30’u belirsizliklere ve çatışmalara neden olan krizden dolayı cinsel hayatını askıya almış durumda… Araştırmaya katılanların yüzde 70’i yaşanan olaylardan dolayı gelecek korkusu taşıdıklarını ve cinsellikten soğuduklarını dile getirirken, her şeye rağmen cinsel hayatlarını sürdürmekte zorlandıklarını, yaşam tarzlarında değişikliğe gittiklerini ve daha çok erken boşalma, sertleşme sorunları ve cinsel isteksizlik gibi cinsel sorunlar yaşadıklarını belirtiyor. Ekonomik krizden dolayı cinsel yaşamı etkilenenlerin başında çalışan kadınlar, orta yaş ve üstü erkekler bulunuyor. Kadınların yüzde 70’i eskisi kadar sık cinsel ilişkiye girmediklerini dile getirirken, ankete katılan her 3 erkekten biri ekonomik krizden dolayı streste olduğunu ve bu çerçevede cinsel istek duymadıklarını ve buna rağmen seks yapmaya çalıştıklarında ise sertleşme sorunları yaşadıklarını ve geçmişe göre daha erken boşaldıklarını belirtiyor.

Continue Reading

Cinsel Terapi

Sevgili partnerinizle birliktesiniz. Kokulu bahçede özellikle Hintliler tarafından uygulanan bazı cinsel birleşme pozisyonlarını okuyup pratik yapmak istediniz. Sakız ağacının meyvelerini ezip, bal ve zeytinyağı ile iyice karıştırdıktan sonra sabahtan yataktan kalkar kalkmaz partnerinize yedirdiniz. Devenin hörgücünde bulunan yağı alıp sevişmeye başlamadan o yağı sürdünüz. Gece, mum ışığı, biraz kırmızı şarap, romantik müzik vb. her şey olması gerektiği gibi. Bakışmalar, yakınlaşmalar, öpüşmeler. Arzulu, mutlu ve heyecanlısınız. Fakat her şey düşlediğiniz gibi olmuyor, cinsel hazzın doruğundayken, birden durmak zorunda kalıyorsunuz. Çünkü partneriniz hiç beklemediğiniz bir anda erken boşalıyor veya sertleşemiyor veya kadın partner kendini kasıp penisin vajinaya girmesine engel oluyor. Ve sen kayboluyorsun, partnerindeki utanç denizinde; sevdiğin düşler kalıyor yalnızca, beyninde!

Ülkemizde cinsellikde yaşanan olumsuz durumlar hastalık olarak kabul edilmiyor, yaşayanların zihninde. Ve dolaysıyla partnerler ruh ve bedeni doyuracak cinsel birliktelikler yaşamak yerine yüzeyel tatminler ile geçiştiriveriyorlar cinsel hayatlarını. Halbuki cinsellik araba kullanmayı veya bisiklete binmeyi öğrenmek gibi öğrenilebilen bir davranıştır. Ve cinsel uyumu sağlamak iki partnerin cinsellik konuşarak, cinsellikle ilgili kitapları okuyarak ve cinsel terapiye başvurarak geliştirebileceği bir dünyadır.

Öncelikle cinsel ilişkinizin kimliğini düşünün…
Sizin için cinsellik ne ifade ediyor? Duygusal canlılığın bir kaynağı mı? Yeniden doğuş mu? Zevk mi? Görev mi? Eğlenceli mi? İlişkinizde cinselliğin rolü ne olmalı? Cinsel istekleriniz, hoşlanmadıklarınız, zevk, rahatlık ve fikirleriniz hakkında açıkça konuşabilmeyi istermiydiniz? Yumuşak bir sevişme nasıl olur? Cinselliğin birden fazla çeşiti olduğuna inanıyor musunuz? Siz ve partneriniz cinsel olarak bencil olmak için sıranızı bekliyor musunuz? Cinsel zevkin kimi zaman azalıp kimi zaman da artabileceğine inanıyor musunuz? Cinsel oyunlardan hoşlanır mısınız? Stresli zamanlarda cinsellik ilişkiye huzur getirebilir mi? İyi bir cinsellikten her ikinizde aynı şeyi mi anlıyorsunuz?

Bu sorulara zihninizde bir cevap verin ve partnerinizle de konuşun. Verdiğiniz cevaplar sonucunda cinsel hayatınızdan memnun olduğunuzu düşünüyorsanız şanslısınız. Mutlu değilseniz, cinsel terapi almayı düşünmeniz gerektiğnizi kendinize seslice ifade edin.

Unutmayın ki, cinsellik bir ilişkinin sigortasıdır. Evin sigortası attığında eviniz de her şey durur ve eviniz ışıksız kalır….

Continue Reading

KIŞ DEPRESYONU VE CİNSELLİK

Estrogenolit Hap

Yazın bitişiyle birlikte birçok kişi, güneşin yüzünü daha az gösterdiği, günlerin kısaldığı, havanın soğuduğu, işlerin yoğunlaştığı bir yaşama ayak uydurmakta zorlanabilir. Çünkü mevsimler değiştikçe enerjimizde, uyku düzenimizde ve ruhsal enerjimizde de değişiklikler olur. Bu nedenle, kısalan ve soğuyan kış günlerinde depresif belirtiler göstermeye daha yatkın hale geliriz. Bu duruma “mevsimsel duygudurum bozukluğu” ya da daha yaygın kullanılan adıyla “kış depresyonu” adı verilir.

KIŞ DEPRESYONU NEDİR? Güneşin parladığı uzun yaz günlerindeki neşemiz ve enerjimiz adeta termometredeki düşüş ile birlikte düşmeye başlar. Bu değişimin ruh halimizdeki olumsuz etkileri günlük hayatımızı derinden etkileyebilecek depresyon belirtilerine yol açabilir. Bu belirtilerden yaygın olarak görülenler şunlardır:

Estrogenolit Damla ve Estrogenolit Hap

Yorgunluk, sinirlilik, tahammülsüzlük, günlük aktiviteleri yapmak için enerji ve ilgide azalma, konsantrasyon problemleri, normalden daha uzun süre uyumak ya da uyuyamamak gibi uyku problemleri, kaygılı, mutsuz, umutsuz, sıkıntılı hissetme ve gündelik streslerle başa çıkamama, iştahta artış, sürekli abur cubur atıştırmak ya da aşırı yemek, bağışıklık sisteminin zayıflamasına bağlı olarak soğuk algınlığı ve enfeksiyon hastalıklarına yakalanmaya yatkın olma, cinsel istek ve ilgi kaybı, sosyal çevre ve partnerle ilişki sorunları, alkol ya da madde kullanımına eğilim.

 KIŞ DEPRESYONU NASIL OLUŞUR? Kış depresyonu, aslında vücudumuzun gün ışığına verdiği tepkiyle ilişkilidir. Gün ışığı, uyku hormonu olarak da adlandırılan melatonin üretimini durdurur, yani bizi uyandırır. Melatonin biyolojik saatimizi ayarlamaktan sorumludur. Diğer bir ifadeyle beynimiz vücut saatimizi gün ışığına göre ayarlar. Gün ışığı azaldığında da vücut saatimiz yavaşlar ve depresyon belirtilerinin ortaya çıkması kolaylaşır. Gün ışığının bir başka etkisi de bir antidepresanın yaptığı gibi beyinde serotonin seviyesini arttırmasıdır. Serotonin, ruh halimizi olumlu etkileyen ve mutluluk hormonu olarak da bilinen bir nörotransmiterdir. Beynimiz ruh halimizi düzenlemek için serotonini kullanır.

Estrogenolit Hap



Continue Reading

Kadınların yatakta duymak istediği

Yatakta dut yemiş bülbüle dönenler, havuz problemi çözer gibi bir ses tonuyla konuşanlar, nefes alışverişi bile değişmeyen ve öldü sanıp yaşıyor mu acaba diye kontrol etmek zorunda kaldıklarımız, seksi şeyler söyleyeceğim derken bir çuval inciri berbat edenler bu lafım size.

Vay efendim haberim yoktu, yok efendim kimse bana bunu söylemedi demeyin. Tuttuğunuz takımın fikstürdeki yerini ezberleyeceğinize kadınlar yatakta ne duymak ister biraz da onu öğrenin. Reçeteyi veriyorum. Artık bir zahmet uygularsınız 🙂

Benim adım ne, bana ismimi söyle!

Adımızı duymak bizi çıldırtıyor. Aşkım, sevgilim, bebeğim gibi hitaplar mutfaktan su isterken iyi hoş da yatakta bizi kadın gibi hissettirmenizi istiyoruz. Evdeki kediye seslenir gibi ‘aşkitoşkom’ demek yerine rica ediyoruz adımızı söyleyin. Adımızı söylediğinizde sadece bize odaklandığınızı ve bizi ne kadar arzuladığınızı düşünüyoruz. Bu da bizi çıldırtıyor.

Bir tepki ver ey sevgilim…

Normalde dili pabuç kıvamındaki bazı erkekler yatakta bazal metabolizmada çalışıyor maşallah. Adam bir tepki ver, bir inle, bir ohla ne biliyim bir ses çıkar. Yok efendim resmen dut yemiş bülbüle dönüyor. Bizimle sevişmenin etkisini duymak istiyoruz. Yalnız rol yapınca anlıyoruz ona göre. Bir oh çeksem karşıki dağlar yıkılır edasıyla da işi abartmayın. Hafif, nazik, buğulu ama seksi inlemeler duymak çok hoşumuza gidiyor haberiniz olsun. Hele bir de uzanıp kulağımıza doğru yaparsanız pek seviniriz.

Sana ne yapmamı istersin?”

Romantizm filan çok güzel şeyler ama yataktaki kral dirty talk dediğimiz ayıp konuşmadır. Yalnız ayıp konuşun dediysek de erkek muhabbeti yapar gibi kaba bir dil kullanmayın. Olay ayıplı konuşmalardan küfür boyutuna varmasın bir zahmet. İstediğimiz her şeyi yapabileceğinizi, tek isteğinizin bizi tatmin ve mutlu etmek olduğunu söyleyebilirsiniz mesela.

Şimdi, ben bunları söyledim iyi güzel de gene de içim rahat değil. Ben en iyisi açık açık cümleleri vereyim de muhteşem yaratıcılığınıza(!) zeval geldiyse filan kopya çekersiniz. Artık duruma göre çeşitli şekillerde türetme işini de size bırakıyorum. Bi zahmet saksıyı çalıştırın 🙂

“Yaptığım şey hoşuna gidiyor mu? Biraz daha ister misin?”

“Çıkar şu pantolonu ve yatağa uzan”

“Sen dur diyene kadar durmak gibi bir niyetim yok”

“Muhteşem kokuyorsun, kokun beni çıldırtıyor, kokuna bayılıyorum”

“Sen ne kadar mükemmel bir kadınsın, beni kendimden geçiriyorsun”

“Kalçalarına/göğüslerine/beline bayılıyorum, beni çıldırtıyor”

“Seninle öpüşmeye doyamıyorum. Dudaklarını ısırıp koparmak istiyorum”

“Mükemmelsin sakın durma devam et” Yalnız isim önemli yine söylüyorum. Siz artık bu cümlelerin önüne sonuna sevdiğiniz kadının adını eklersiniz. Her şeyi de devletten beklemeyin 🙂

Continue Reading

Boşanma sonrası cinsel hayat

Evli bir çifti boşanma noktasına kadar götürebilen cinsel sorunlar boşanmadan sonra birden ortadan kalkmıyor, çoğu zaman daha da artarak devam ediyor ve daha önceden olmayan başka sorunlar da bu süreçte ortaya çıkabiliyor.

Sorunlu evliliklerde yaşanan iletişim sorunları, yoğun öfke ve kavgalar zamanla cinsel hayatı olumsuz etkiliyor, zamanla eşler birbirlerinden ve cinsellikten uzaklaşmaya başlıyorlar. Sorunlu evliliklerden sonra yaşanan boşanmaların faturası bazen cinselliğe kesiliyor. Bunun yarattığı olumsuz duygular beraberinde cinsellikten daha da soğumaya, kaçınma davranışları geliştirmeye, sosyal ilişkilerden uzaklaşmaya ve içine kapanma gibi davranışlara yol açıyor. Yani boşanmak cinsel sorunları çözmüyor.
Boşanmadan sonra erkeklerde en sık rastlanan cinsel işlev bozuklukları; sertleşme sorunları, erken boşalma ve cinsel isteksizliktir. Boşanma sonrası geçmişe dönük olarak hissedilen yoğun suçluluk, öfke ve başarısızlık duyguları erkeklerde iktidarsızlığa neden olur. Hatta evliliğe ve kadınlara karşı beslenen olumsuz duygular zamanla cinsel isteksizliğe ve erken boşalmaya yol açabilir.

SIRA DIŞI DAVRANABİLİR

Boşanma sonrası erkeklerin farklı ve sıra dışı davranışları olabilir. Hayal kırıklıklarıyla dolu bir süreç olan boşanma çok kolay atlatılamaz. Çünkü kişiler yeni bir hayat kurmak ve bu hayata alışmak zorunda kalırlar, alışkanlıkları, arkadaşları ve sosyal çevreleri değişir, maddi sıkıntılar çekerler ve para harcama alışkanlıkları değişir. Birçok erkek kendini gezmeye ve alışverişe verebilir ve bu durumdan bir başka kadınla tanışana kadar kurtulamaz. Hatta kimi boşanmış erkekler boşandıktan sonra adeta bir ergen gibi davranarak, hemen bir partner bulup olabildiğince yoğun bir cinsellik yaşamaya çalışabilir ve sosyal statüsüne uygun olmayan davranışlar içine girebilir. Bazıları içine kapanabiliyor ve her türlü sosyal ilişkiden kaçarak depresyona girebiliyor. Örselenmiş bir egonun savunma tepkileri olarak değerlendirilecek her iki davranış zamanla cinsel hayatta sertleşme sorunu şeklinde kendini gösteriyor. Araştırmalar ayrılık travmasının yaklaşık üç yıl sürdüğünü gösteriyor. Bu nedenle ilk üç yıl içinde yaşanan ilişkilerde geçmişin etkisi sürebilir, iktidarsızlık ve benzeri cinsel problemler yaşanabilir.

PEKİ, NE YAPMAK GEREKİYOR?

Boşanma sonrası erkeklerin yardım almaları gerekiyor. Boşanma sonrası cinsel sorunlar yaşayan erkekler öncelikle paniğe kapılmamalı ve yaşadıklarının içinde bulundukları duruma göre normal olduğunu kabul etmelidir. Çünkü duygusal açıdan oldukça zor bir dönem olan boşanma ve sonrasında yaşananlar, erkeklerin üstünde bir yakının ölümünde veya bir organının kaybında yaşanacak kadar büyük bir travma etkisi yaratabilir. Erkek ayrılık sonrası geçmişiyle yüzleşebilmeli, yaşanan sorunlarda kendi sorumluluklarının farkına varmalı, hayatında yani bir başlangıç yapmalı ve cinsel hayatında geçmişe takılı kalmamalıdır. Her şeye rağmen uzun süre iktidarsızlık yaşayan erkeklerin karamsarlığa kapılmamasında, bir cinsel terapiste başvurmalarında ve cinsel terapi almalarında fayda var. Böylece kendilerini çok daha özgür, hafif ve mutlu hissedebilirler.

Continue Reading

Depresyondaki erkeğin spermi kalitesizdir

Uzmanlar erkeklerin depresyona girmesinin gebelik konusunu tehlikeye soktuğunu açıklamış. Yani depresyonda olan bir erkeğin sperm kalitesi düşüyormuş. Erkeği kısır yapan şeyler ne diyorsanız stres bunlardan biriymiş haberiniz olsun.

Erkeklerin akıl sağlığı sperm kalitesini etkiliyor. Erkek depresyondaysa, gebelik şansı daha düşük. Kadındaki depresyon ise üremeyi etkilemiyor.

Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen kısırlık ve depresyon arasındaki ilişki hakkında şu bilgileri verdi:

“Gebe kalmakta güçlük yaşaması kadınlar için üzücü ve moral bozucu bir durumken, genelde erkekler bu kadar etkilenmezler.

Uzmanlar erkeklerin depresyona girmesinin gebelik konusunu tehlikeye soktuğunu açıklamış. Yani depresyonda olan bir erkeğin sperm kalitesi düşüyormuş. Erkeği kısır yapan şeyler ne diyorsanız stres bunlardan biriymiş haberiniz olsun.

Erkeklerin akıl sağlığı sperm kalitesini etkiliyor. Erkek depresyondaysa, gebelik şansı daha düşük. Kadındaki depresyon ise üremeyi etkilemiyor.

Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen kısırlık ve depresyon arasındaki ilişki hakkında şu bilgileri verdi:

“Gebe kalmakta güçlük yaşaması kadınlar için üzücü ve moral bozucu bir durumken, genelde erkekler bu kadar etkilenmezler.

Tarih boyunca kısırlık tedavisi, kadın vücuduna odaklanmıştır. Ancak 18. yüzyıl sonlarından itibaren doktorlar bu durumun erkek kaynaklı da olabileceğini düşünmeye başladılar. Kısırlık tedavisinde tüp bebek yöntemi kullanılması 1970’li yıllarda başlar.

Giderek daha fazla kadın tüp bebek yoluyla gebe kalırken, bu konuda sorun yaşamaya devam eden pek çok çift de bazı ilaçlar kullanarak çözüm bulmaya çalışmaktadır. Bu ilaçlar erkekte ereksiyon sorunlarını ve erken boşalmayı önlemeye yönelik hormonal tedavilerdir.

Ruhsal sorunlar ürememizi engelliyor

Fakat tüm bu tedavilere rağmen, depresif ruh hali erkekler üzerinde çok fazla negatif etkiye sahiptir. Maalesef ancak son yıllarda bilim adamları mental ve ruhsal sağlığın üreme üzerindeki etkisine dikkat çekebilmişlerdir.

En son yapılan National Institutes of Health (NIH) araştırmasında bin 650 kadın ve bin 608 erkeğe ait datalar incelendi. Majör depresyon oranı kadınlarda yüzde 6, erkeklerde yüzde 2.2 olarak rapor edildi. Erkek depresyonunda, çiftin gebelik olasılığı yüzde 60 daha azaldı.

Yeni araştırma sayesinde mental ve fiziksel sağlığın beklenenden daha derin bir ilişki içinde olduğu ortaya çıkmıştır. Yani kısırlık tedavisi planlanırken, çiftlerin psikolojik değerlendirmesinin de yapılması özellikle erkek açısından önem taşımaktadır.”

Continue Reading

İNFERTİLİTE NEDİR

Korunmaksızın, bir yıl süreyle düzenli cinsel ilişkiye rağmen gebe kalamama durumuna infertilite denir. Evli çiftlerin yaklaşık %15’ini etkileyen bu durum ortalama her altı aileden birinde sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Normal sağlıklı bir gebeliğin gerçekleşebilmesi için; kadının yumurtalıklarında her ay düzenli olarak sağlıklı bir yumurta gelişir ve bu yumurta yumurtlama denilen bir olayla kadının yumurtalıkları ile rahmini birbirine bağlayan tüplerin içine (Fallop tüpleri) atılır. Aynı zamanda cinsel birleşme gerçekleştiğinde, kadın rahminden geçerek tüplere iletilen erkek döl hücresi olan sperm ile yumurta tüpün içerisinde birleşir yani döllenme (fertilizasyon) gerçekleşir. Döllenen bu yumurta bir yandan bölünüp çoğalarak embriyo haline geçerken bir yandanda rahim içine iletilir ve rahim duvarına tutunarak gebeliği başlatır. Dolayısıyla normal sağlıklı bir gebelik için kadının düzenli yumurtlaması, fallop tüplerinin açık olması, rahim içinde bir sorun bulunmaması, erkeğin spermlerinin normal sayı, şekil ve hareketliliğe sahip olması gebelik için gerekli ön koşullardır. Hiç bir sorunu olmayan bir çiftin, aylık gebe kalabilme oranı yaklaşık % 20-25 olup, bu oran 6 ay sonunda %75, bir yıl sonunda % 85’e ulaşmakta, 2 yılın sonunda ise % 90’nı geçmektedir. Dolayısıyla 1 yıl içerisinde gebe kalamayan çiftlerin bir infertilite uzmanına ya da bir tüp bebek merkezine başvurması önerilir. Üreme üzerinde kadın yaşının çok önemli bir etkisi olduğundan 35 yaşından büyük kadınların bir yıl beklemeden 6 ay sonrasında başvurması önemlidir.

Continue Reading